İzmir Barosu: Ana Sayfa
İzmir Barosu: Ana Sayfa
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 62. Yıldönümü
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 62. Yıldönümü
09 Aralık 2010 - 00:00:00
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 62. Yıldönümü nedeniyle yapılan basın açıklaması
 

BASINA VE KAMUOYUNA,   

Bugün İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 62. Yıldönümü.

Geçen 62 yılda insan hakları alanında sorunların çözüldüğünü, dünyada ve ülkemizde insan haklarına yönelik tehditlerin kaldırıldığını ve dünyanın bireyler açısından daha güvenli ve özgür olduğunu, söylemek mümkün değildir.

Hem uluslararası alanda hem de ulusal boyutta insan hakları ihlalleri bütün pervasızlığıyla sürmektedir.

62 yıl sonra bugün halen özgürlük ve güvenlik haklarını tartışıyorsak, halen insan hakları ve güvenlik ikilemi konuşuluyorsa, halen, işkence ve kötü muamele, toplantı, gösteri ve yürüyüş haklarına müdahaleler devletin kendini koruma refleksi kavramı altında meşrulaştırılmaya çalışılıyorsa, halen mobil cezaevleri ve işkencehaneler varsa, 62 yıl sonra hala insan hakları olan bir dünyada yaşama hakkımızı almaya çalışıyoruz demektir.  

Ülkemizde de durum farklı değil. Gözümüzün önünde gerçekleşiyor her şey. Hep var olan ancak PVSK"da yapılan değişikliklerle birlikte yükselen kolluk kuvvetlerince gerçekleştirilen şiddet; son günlerde hükümet yetkililerinden aldığı destekle iyice pervasız bir biçimde uygulanmaya başlamıştır. Özellikle muhalif kesimleri susturmak ve ülkeyi kendileri açısından dikensiz gül bahçelerine çevirmek isteyen iktidar "güvenlik" güçlerini kullanarak, kendisinden farklı düşünülmesine tahammülsüzlüğünü her fırsatta ortaya koymaktadır. Üniversitelere kadrolu polis yerleştirmeyi alışkanlık halini getiren iktidar, işçilerden, Kürtlerden, sonra şimdi de Üniversiteli öğrenciler üzerinde terör estirmektedir. Üniversite gençliğinin tüm taleplerine kulaklarını tıkayan siyasi iktidar barışçı gösteriler esnasında uygulanan polis şiddetine verdiği destekle bu şiddetin giderek artmasına, her geçen gün kolluk kuvvetlerinin müdahaleleri ile yeni insan hakları ihlallerinin yaşanmasına neden olmuştur. Polis tarafından dövülen, yerlerde sürüklenen, çocuğunu düşürecek ölçüde şiddete maruz kalan, biber gazı sıkılan üniversiteli gençler bu şiddet karşısında seslerini duyurmanın ve bir protesto yolu olarak seçtikleri malzeme yüzünden "yumurtalı teröristler" olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.  

Son günlerde yaşanan bu hak ihlallerinin sebebini üniversiteli gençler olarak göstermeye çalışmak en basitinden sorunu görmezden gelmek demektir. Sorun gençlerin attıkları yumurtalarda değildir. Sorun muhalif düşünceye gösterilen tahammülsüzlükte, uygulanan çifte standart ve hiç gerekmediği halde orantısız güç kullanımındadır. Suç işlendiğine ilişkin hiçbir iddia kolluk kuvvetleri tarafından orantısız güç kullanılmasını meşru kılacak biçimde yorumlanamaz. Gerek orantısız güç kullanan kolluk kuvvetleri, gerekse bu emri verenler, bu davranışları engellemeyenler, açıklamaları ve davranışları ile bu davranışları olumlayan, haklı gören kişiler işlenecek yeni suçların da sorumluları olacaklardır.  

Günümüzde insan hakları ihlalleri yasal bir görünüm altında da karşımıza çıkabilmektedir. CMK 250. Maddesi uyarınca oluşturulan "özel yetkili" savcılık ve mahkemeler öncelikle varlıkları itibariyle bir hukuka aykırılığın parçası olarak doğdular bu gün gelinen noktada ise uygulamalarının nerdeyse tümü birer insan hakları ihlali oluşturur şekilde gerçekleşmektedir. 

Özellikle 250. Madde kapsamında değerlendirilen suçlar açısından yaşanan ancak aynı zamanda tüm yargılamaların ortak sorunu olan uzun tutukluluk süreleri başlı başına bir insan hakları ihlali oluşturmaktadır. Ülke gündeminde yoğunlukla yer alan Ergenekon ve KCK davalarında şüphelilerin neredeyse iki yıla yakın tutuklu kaldıktan sonra hakim karşısında çıkabildikleri, neredeyse bütün dosyalarda verilen kısıtlama kararları nedeniyle savunma hakkının engellendiği, hakim ve savcıların gerekçesiz arama taleplerinde, teknik takip taleplerinde, iletişimin tespiti taleplerinde inceleme gereği dahi duymaksızın kolluk taleplerini kabul ettikleri, bu yönüyle adeta kolluğun tasdik mercileri haline geldikleri, kendi telefonları için bile dinleme kararlarının altına imza attıkları bir yargı pratiği haline gelmiştir.  

CMK 250. Maddesi ile yaratılan özel yargı alanı; bir kısım davalarda yasanın etrafından dolaşılarak delillerin usulsüz toplanması, yasa tarafından belirlenen yasakların aşılması amacıyla kullanılır hale gelmiştir. Güvenlik tedbirleri uygulanmak yerine tutuklu durumda yargılanacakları belirsiz günleri bekleyen insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Özel yetkili mahkemelerde suçu sabit oluncaya kadar herkes masumdur ilkesi değil yakın zamanda mutlaka suçlu çıkacaktır ilkesine dayalı yargılama sistemi oturtulmaya çalışılıyor.  

Hak ihlallerinin engellenmesinin birer aracı olması gereken mahkemelerin bu tavırları bizatihi hak ihlallerinin kaynağını oluşturmaya başlamıştır.  

Bütün bu olanlar, ülkemizde, dünyamızda, sokağımızda, evimizde yaşanıyor. Telefonları dinlenip, çırılçıplak soyularak üstleri aranan insanlarla aynı şehirde yaşıyoruz. Sokaklarda polisler tarafından sürüklenen bu nedenle çocuğunu kaybeden, kolu kırılan, cezaevlerinde yaşamını yitiren, işkence altında sakat kalan, sokak ortasında polis kurşunuyla vurulan, Özel yetkili mahkemelerde hakim karşısına çıkabilmek için yıllarca bekleyen bu ülkenin insanları. Bütün bu olanlara alışmamak gerek, alışmayacağız.  

"Münferit", "kendi iç sorunumuz teşkilat içinde çözeriz", "kolluk kuvvetleri zor kullanma yetkisini kullanmıştır", "devletin bekası tehlike altında", "avukatlar yargıya müdahale ediyor" gibi tümcelerle geçiştirilen, kamufle edilen, yok edilmeye çalışılan insan hayatlarıdır, insan haklarıdır, insanlık onurudur.  

Bu durumu görüyoruz, duyuyoruz, biliyoruz! Seyretmeyeceğimizi ve seyrettirmeyeceğimizi tüm kamuoyuna bildirmek istiyoruz. 

Dolayısıyla, savunma mesleğinin örgütü İzmir Barosu olarak;

Özel yetkili mahkemelerin 1980 ve sonrasında ortaya çıkardığı tahribatı göz önüne alarak, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasının,

Tüm yargılama aşamalarında ve tüm tedbirlerin uygulanmasında insan hakları hukukuna uygun bir yargı pratiğinin oluşturulmasının,

Her ne ad altında olursa olsun kolluk kuvvetlerinin orantısız güç kullanımından kaynaklanan tüm ihlallerde sorumluların; yalnızca kurşunu sıkanın, yerde sürükleyenin, copla vuranın, kol kıranın değil, aynı zamanda görevleri nedeniyle engelleme sorumluluğu bulunduğu halde engellemeyenlerin, beyan, demeç, açıklama ve davranışlarıyla bu suçların işlenmesine göz yuman, azmettiricisi olan, tüm sorumluların bulunarak yargı önüne çıkarılmasının,

Tüm insan hakları ihlallerinde yaş, cinsiyet, etnik köken, dil, din ve benzeri hiçbir ayrımcılık uygulamadan, yaratmadan temel insan haklarına ilişkin olarak tüm ihlallerin takipçisi olacağımızı, kamuoyuna bildiririz. 

İzmir Barosu insan haklarının hayata geçirilmesinin öncüsü, takipçisi, izleyicisi ve uygulayıcısı olacaktır.  

Saygılarımızla… 9.12.2010

 

Av. Sema PEKDAŞ

İzmir Baro Başkanı

 

 

 
İçerik-11
İçerik-10
İçerik-12
İçerik-9
İçerik-13
Baro Levhası BARO LEVHASI
Sicil No:
Adı:
Soyadı:
BaroNet
Anlaşmalı Hastaneler
Av.M.Taner Ünlü Kütüphanesi
BaroTV
OCAS
UYAP
Avukat Spor Oyunları
Baro Kart
E-İmza